Fortis Türkiye Kupası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fortis Türkiye Kupası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Mayıs 2009 Pazar

Türkiye Kupası Yine Fenerbahçe'nin...

Fenerbahçe resmi web sitesinin editörü çok muhtemel ki Galatasaraylı... O olmadı, biraz muzip bir Beşiktaşlı... Alenen camiayla kafa bulmuş...

"25 Milyon"luk camiadan 250 kişinin takip ettiği bir spor dalında alınan Türkiye Kupası Fenerbahçe'nin resmi web sitesinin girişine işte böyle konulmuş...

14 Mayıs 2009 Perşembe

13 Mayıs'ın Hikayesi, 3 Yıl Sonra Buluşmak Üzere...

Şununla başlayalım... Beyaz forma siyah şort, muhteşem!

Ayağımızda Atatürk Stadı'nın tozuyla yazalım ki, unutup harcamayalım güzel anılarımızı...

Üç sene öncenin keyfini özlediğimizden, koşarak gitmek istedik güzel şehir İzmir'e, onun yerine birikmiş millerimizi değerlendirip uçakla gidelim dedik... Uğur olsun diye, böyle maçlardan önce forma, t-shirt vs almak lazımdı, gittik aldık ve tabii ki geciktik... Uçağa son çağrıda yetişip İzmir'e gidiverdik... İzmir'de beklediğimiz şahane ortamın demosu uçaktaydı, bir sürü Fenerbahçeli ve Beşiktaşlı, bir de Lig TV ekibiyle İzmir'e yolumuzu aldık... İzmir'de Krasotkin ile buluşup, hemen Kordon'a Balık Pişiricisi Veli Usta'mıza yollandık.

Kordon'da Erman Toroğlu'ndan Metin Aşık'a hatta Bülent Uygun çakması bir şahsiyete kadar bir sürü ünlüyle karşılaştığımız gibi, blog camiasından arkadaşlarımızla da görüştük. Şairler Parkı'ndan Marmara ve Ege, ayrıca blogumuzu müdavimi Taksim Kordon'u inleten grubun neferleriydi :) Yine NTV Spor'da Yenilsen de Yensen de ekibinden Evren, Cem ve Bağış Erten'le de az biraz hoşbeş edip, Kordon'un o müthiş keyfini sürdük. İki taraftan da bir kaç hıyar küfür edip ortamı germe çabasına giriştiyse de, herkes İzmir'in o tembel keyfine kendini kaptırdığından ve rakısını yudumlamanın peşine düştüğünden tatsızlık yaşanmadı. Bilakis, şahane fotoğraflar verdi iki taraf da, yakalamasını bilene tabii... Aşağıdaki fotoğrafta maçtan ne kadar emin olduğumu gözlemlemek mümkün...

Balığın tadına birayla cila yapalım deyip, Beşiktaşlıların doldurduğu bir kordon mekanına girdik. Orda biraz semt havası yaşadık ve güzel güzel tezahüratımızı yaptık... Karma mekanların aksine, Fener'le ikili ilişkimizden de bahsetme imkanı bulunca maçın havasına giriverdik... Sonrasında bulunmaz İzmir taksilerinden birine atladık ama ne taksi... İçi mis gibi Gio Armani kokan şahane bir araç... Yolda taksi bulamayan iki arkadaşı da aldık araca, sağolsunlar neşelendirdiler bizi, ordan da 4 gollü tahminler gelince, iyice motive olduk tabii... Bazen insanın içinden geçeni başkasının da söylemesi lazım...

Dört gün önce Ankara deplasmanına gidip, 4 golle lider döndük İstanbul'a. O maçtan sonra dün NTV Spor'da gollü biter, 4-2 veya 4-3 deyince sağolsun pek itibar etmedi arkadaşlar ama takımda gördüğümüz ışık, Bobo'nun Nobre tehditi karşısında yeniden hareketlenmiş oyunu ve Delgado'nun muhtemel yokluğu bir şekilde maçın gollü geçeceğini müjdeliyordu... Hakem de maçı alamayınca, bari şu çocuğun tahmini tutsun deyip, penaltı uydurunca tahmin ettiğimiz skoru getirdi sağolsun... Neticede ikinci yarıda sahadan sildiğimiz Fenerbahçe'ye fena bir hüsran yaşattık...

Maalesef bu stadın nasıl bir akustiği varsa, kale arkasında bağıranlar semtten Üsküdar'a sesini duyurmaya çalışanlar gibi kaldılar. Üç sene önce olduğu gibi, bu uzak mesafe tezahüratını yine beceremedik. Dolayısıyla seyircilerin maça hiç bir etkisi olamadı. Ama skorun getirisi ve şampiyonluk motivasyonuyla Fener taraftarıyla kıyaslanamayacak kadar iyi gürültü çıkardık İzmir'de... Zaten Fenerbahçe taraftarı 25-30 dakikayı "Hadi kapılara yollanalım yavaştan" psikolojisiyle geçirince, pek seslerini duyamadık... Duyacağımız vardıysa da o mesafeden ses duyulacak gibi değildi...

İnönü'den uzakta geçen son 120 dakikada - ki bu 120 dakikayı Delgado'suz oynadı Beşiktaş - 7 gol atınca ve tanımadığımız onbeş yirmi adamla sürekli sarılıp durunca bir sakatlık olacağı belliydi... Ankara'da puromuzla birilerini yakacaktık, atlattık; burda elimizi tırnaklayıvermişler; anlayamadık kim yaptı... Sanırım arkadaki 70'lik amca gitarist tırnağı sahibiydi...

Bundan bahsetmek lazım, bir sürü adamla samimi olduk iki büyükşehire yapılan iki yolculukta... Futbol biraz da bundan dolayı güzel heralde... Benim kadar kişisel alanına meraklı adam bile önüne gelene sarılıyorsa futbol hakikattan şahane oyundur arkadaş...

Program dolayısıyla tribünde tanınma hadisesi enteresan olmaya başladı... Kordon'da ve stad çıkışında yine tanıyan arkadaşlar oldu. Kordon'dakini anladım da, o çıkıştaki arkadaşa Krasotkin'le hayret ettik açıkçası... Zifiri karanlıkta nerden tanıdın be arkadaş... Sanırım alnımızın çevresinde kalmayan saçlarla ve göbeğimizin kapladığı alanla ilgisi var bunun...

Dönüş uçağı daha da keyifli oldu tabii. 1.30 uçağını Beşiktaşlılar baskın şekilde kaplamıştı, o ayrı konu. Sabiha Gökçen'e gidecek uçak için Fenerliler baya bi bekledi futbolcularını, elbette biz de... Ama maalesef VIP'den kaçırmışlar topçuları... Yoksa yüz ifadelerini keyifle paylaşırdık...

Maç içinde arayan tathar'a "senin totemine ölürüm be" diyorum... Sesini duyamadım pek, kusura bakmasın... Maç sonrası arayıp, semtin sesini dinleten Freak'e ise sonsuz teşekkür diyelim...

Unutmadan, maçta Bobo'nun attığı ilk golü bizim mekanın önünden geçip küfür ede ede bağıran Fenerli hıyar arkadaşa hediye ediyorum. Bobo'nun ikinci golünü ise bu sene yeterince mutlu ettiğimiz okçu Küçük Emrah'a, Yusuf'un golünü uçakta Cordoba'nın şike yaptığı iddiasına girecek kadar çene ishaline yakalanmış, ve hemen ardından ağzının payını verdiğim Fenerli amcaya armağan ediyorum... Holosko'nun golünü çok beğendim, onu haftaya Pazar yeniden sahaya koymak üzere kendime saklıyorum ve maç keyfimi 04 itibariyle noktalıyorum...

Siyah Ulan!

8 Şubat 2009 Pazar

Wishful Thinking...

Bunun tam açıklaması bu, evet... Şampiyonluğu kazanacağını düşünmek, istemek ve en sonunda ise inanmak sadece bununla açıklanabilir: "Wishful Thinking" (düşünceyi istekler doğrultusunda şekillendirmek)... Ecnebilerin güzel söz gruplarından... Bizde buna benzeyen temenni etmek var, ama o kendisini keskin şekilde ayırıyor bundan tabii...

Örneğin, derseniz ki bu sene %40 zam alacağım, o yüzden gideyim şunu şunu yapayım; bu muhtemelen "Wishful Thinking" dediğimiz kavrama tekabülk edecektir... Nitekim Türkiye şartlarında %40 zam almak herkesin başına gelen bir durum değil! Hayata dair planlarınızı bu doğrultuda yapmaya başladığınız noktada siz kendinizi "whishful thinking"e kaptırdınız demektir... Temenni etmek ise ihtimallerin tam olarak farkında olunan noktadadır... %40 zam almanı temenni ediyorum dediğinizde, bilirsiniz ki bu iş zor... Aynı şekilde, takımınız üç pas yapmaktan acizken, herkesi eze eze şampiyon olacağınızı düşünüyorsanız, yine aynı noktadasınız demektir... Bunu da en iyi açıklayacak şey "Wishful Thinking"... Tabii bu olmadan hayat yaşanılır bir yer olmaktan çıkar, düşünsenize, her şeye objektif ya da karamsar baksanız, nasıl aşık olur, nasıl inatçı şekilde mutluluğu kovalar ve nasıl olur da yaşamaya devam edebilirsiniz?

Neyse konumuz Beşiktaş... Ve ben kendi adıma Beşiktaş adına olumlu şekilde düşünme yetimi kaybetmeye başlıyorum, artık olumlu düşüncelerden geçtim, Beşiktaş ile ilgili hayal bile kuramıyorum... Şu anda tek isteğim, kupada Fenerbahçe'yle eşleşip, içerde ve dışarda gerçek anlamda bir heyecan yaşayarak sezonu kapatmak... Çünkü sezonun son kilometrelerine sarkmış derbilere heyecan ve iddia taşıyabileceğimize inanmıyorum, dahası örneğin Fenerbahçe'nin de o maça Şampiyonluk iddiasıyla çıkacağını düşünmüyorum... O tatsız maçlardansa, keyifli bir kupa eşleşmesiyle yürümek, ona bel bağlamak bugün Denizli'ye ve Demirören'e nasıl daha çekici geliyorsa, bana da o kadar çekici geliyor...

5 Mayıs 2008 Pazartesi

21 Yılda Beş Final...

Çarşamba günü kupa sahibini bulacak... Fenerbahçe'ye ter döktürdüyse de, Manisa kaybedince rahatlayan Gençlerbirliği 7 yıl sonra yeniden kupa istiyor... Üç yıl önce iki defa üst üste finalde Trabzonspor'a kaybetmişlerdi... Üstelik yedi gol yiyip, fırtına sezonlarında sadece bir gol atabildiler... İlginç olan tarihinde beşinci finale çıkan takımda başkanın hiç değişmemiş olması... Acaba teknik direktör istikrarını da yakalasalardı, dün küme düşmemeye oynarlar mıydı? Sorulması gereken soru bu...

Kayserispor bambaşka... Geçen yıl eski Kayserispor, yeni Erciyesspor İkinci Lig'e koşarken finali oynadı... Hak ettiği halde, Beşiktaş'a kaybetti... Kayserispor kağıt üstünde maçın kesin favorisi... Rakiplerini darmadağın ederek finale kadar geldiler... Mehmet Topuz Tuncay Şanlı'nın, ya da İlhan Mansız'ın inanılmaz patlamalı oyunlarını bir üst seviyede oynayabilecek kadar güçlü bir oyuncu olduğunu ispatladı... Bu maçı da kopara kopara alabilir elbette...

Galatasaray rövanşındaki Gençlerbirliği ile Beşiktaş'ı dağıtan agresif Kayserispor'u izlersek, son yılların en güzel Finalini izleme şansı yakalayabiliriz... Akıllı ve ısıran futboluyla Gençlerbirliği belli etmese de benim favorim...