BJK İnönü Stadı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
BJK İnönü Stadı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Aralık 2008 Çarşamba

Tribün Sevdası...

Tribün sevdası böyle bir şey işte... Aradan geçen gün henüz üç... Sinirlendik, delirdik, işkillendik bir şeylerden, ama geçti yine... Yarın maç olsa, sabah 10'da gitmek gerekse (keşke) orada olacağız yine...

Bu, futbol sevgisinden nasibini almamış birinin hayali değil elbet... Haftasonuna sıkıştırabileceği maximum maç sayısını hesaplamayanların işi olmaz bu hayallerle... Rakip tribünde izlediği maçların ezber bozmak yolundaki katkısını görmeyenler de anlamazlar... Tek taraflılar, rakibin mağlubiyetini izlerken kendinden geçenler, rekabeti taraf olarak izlemedikçe keyif almayanlar anlamaz bunu...

Kazanırsa başka türkü söyleyeceğiz, kaybederse baska... Bugünün, yarından ve dünden tek farkı bu olacak bizler için... Mühim olan, yeşil zemine 35-45 derece açıyla bakan betonarmede yer bulabilmek sadece...

20 Ekim 2008 Pazartesi

Şifo Mehmet olmak...


Taraftar olmak enteresan bir şey tabiatında... Tribünlerde soluk almak, o organizmanın bir parçası olmak herkesin keyif alabileceği, hele ki her şeyi eleştirmekten geri kalmayan bir toplumun neresinden tutsa katlanabileceği bir şey değil... O yüzdendir ki, Türkiye'nin kendine özgü yerel taraftar örtüsü Türkiye'ye terstir... Ancak tribünde maç izlemenin, tribünle ortak bir hayat sürmenin müptelası anlar o beton - tahta - koltuklaştırılmış sıralarda tüketilen ömrün, enerjinin kıymetini...

Beşiktaş'ın peşinde neredeyse Tekirdağ'da oturduğum yıllarda İnönü'den çıkmamak suretiyle çok kilometre yaptım... On iki yılı aşkın süredir kaçırdığım maç sayısı yirmiyi geçmez sanırım... Bu da bir kaç konuda nacizane ahkam kesme hakkı veriyor bana sanırım...

Kapalı tribünde en anlamsız bulduğum, en garipsediğim davranış Şifo Mehmet'e karşı geliştirilen tahammülsüzlüktü şüphesiz... Beşiktaş'a geldiği yıldan itibaren yaşanılan dört şampiyonluğun tamamında ayak izleri bulunan bu adamın gidişiyle birlikte başlar öteki Beşiktaşlılık... Gözümde elli yıl öncesinin Baba Hüsnü'sü neyse, Şifo Mehmet de O'dur oysa... Ondandır ki, içime sığmaz 97'de kötü oynadığı bir maçın sonunda kendisine edilen sözler... O yüzden Seba döneminin unutulmuş vefasızlık tablolarından birinde Bursaspor'a ittirilişi, ve geri dönüşüyle tutup getirdiği şampiyonluk aklıma çivi gibi kazılı kalır...

Bu tribünler Sergen Yalçın'ı Şifo Mehmet'e tercih ettiğinden beri gelmez oldu Akaretler'e o lanet olası sportif başarı teranesi... Spora dair üç temel olguya bakmalı demek ki, Ata'nın buyurduğu gibi... Üç temel olgudan üçü birden yerindeyse bel bağlamalı karşıdakine, aksi durumda yol verilmeli bir daha dönmemecesine...

4 Mayıs 2008 Pazar

Çocukluğa ve gençliğe veda...

BJK inönü stadı'nın 61 yıllık tarihinin son maçına çıkılıyor bu hafta...

İnönü denince aklıma ilk önce en duygu yüklü anlarım geliyor elbette... Sergen'in, Feyyaz'ın, Şifo'nun, Metin'in ayağından gelen şampiyonluklara şahadetim... Çocukluğumdan bugüne hiç değişmeyen; Gümüşsuyu'na çıkan yokuştan heyecanla Kapalı'ya bakışım ve deli gibi çarpan kalbim... Devre arasında, ikinci yarının arefesinde "Lazio değil Partizan çıksın çeyrek finalde" dediğimiz, sonrasında 3 kez tıkanıp, Carew'in dünya futbol sahnesine çıkışıyla binlerce adamı göz yaşına boğmuş Valerenga maçının hüznü... Unutulamaz Barcelona, Psg, Liverpool maçları... Ajax'ın efsane kadrosunun ve Beşiktaş tribününün müthiş şovu... Süleyman Seba'nın Ali Şen küfürlerini durdurmak için, gelip tam da Kapalı'nın göbeğine oturduğu, uslu durduğumuz maçlar... Auxerre maçı, Rosenborg maçı... İstanbulspor tribününden seyrettiğim, 90+4 arif erdem penaltısı... Dangur dungur giden Amokachi, İlhan Mansız... Carew'in bu sefer siyah beyazlarla imzaladığı Fenerbahçe ve Ankaragücü maçları... İlhan Mansız'la ilk tanışmamız, Samsunspor forması ve 40 metreden attığı "kim bu çocuk" dedirten inanışmaz şut... Fransa'ya 4-0 kaybedişimiz, o efsane kadro... Şifo'nun jübilesi... İsviçre maçında recep'in attığı gol... 8 yıldır sol kanada bağırışlarımız çağırışlarımız, yeni stadda onun olmayacağı ümidi... Münch'ün, Walsh'un, Rıza'nın muz ortaları... Çocukluğum, ilk gençliğim, gençliğim... umutlarım, gözyaşlarım, mutluluklarım, heyecanlarım... Hepsi burada gömülü şu anda... Sabah 8'de stadın önünde soluk almak, akşam'ın 12'sinde heyecan içinde stadı başımız dik, ya da boynumuz bükük terk edişimiz...

Şu allahın belası haftada, herkesin ununu eleyip, eleğini astığı, stadları trafikten kaçmak için erken terk ettiği haftada, heyecanla, dolu gözlerle İnönü özlemimiz... Neden sevdiğimi anlatmak çok mu zor acaba... İşte hepsini gömüyoruz belki de... Belki de bir daha çıkaramamacasına... Neden sabah 8'de gideyim ki, 120 kapılı 40000 kişilik stada? Belki içerisinde Starbucks bile olur, üşüyünce, gider sıcak caramel macchiato'mu alır, öyle dönerim tribünüme... Yine çok severim, o da kesin... Ama gömüyoruz o anıları bu tribüne bu hafta... Gelmeyen Manisalı olsun!!!