Rodrigo Tello etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Rodrigo Tello etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Şubat 2009 Salı

Korner atmaya mecali kalmayan Tello...

Daha önce Çapkın Delikanlı Tello başlığıyla eşi Kanada'dayken "Türk genci tanışmak ister" misali piyasa yapan, alemlere akan Tello'yu anlatmıştım... Öncelikle, bu kadar gece hayatına düşkün, biraz bizden olan Güney Amerikalı genç arkadaşların İstanbul'da, Anadolu'dan çıkıp Hülya Avşar'ın kucağına düşmüş Tanju Çolak misali şaşkına döndüklerini düşünüyorum... Hele Bobo, Alex ya da Nobre gibi sıkı bir aile hayatına sahip değillerse...

Tello'nun en büyük problemi bu mudur bilemem tabii... Bana kalacak olsa zaten değil... Evet futbolcu disiplinli bir hayat sahibi olmalı, ama bu "dışarı çıkıp gençliğinin ve parasının tadını çıkarmayacak" anlamına gelmemeli, gelemez... Tello hayata dair disiplin sahibi bir insan olmasaydı, zaten bugünkü futboluna, bugün kazandığı paralara, Şili Milli Takımı kadrosuna falan da gelemezdi...

Tello'nun problemi takımda alacağı rol ya da roller... Tello gibi tabiri caizse sefa pezevengi futbolculara takımın bütün ofansif ve/veya defansif yükünü verirseniz, karşılığında alacağınız şey her koşulda değişken bir çıktı olur... Yani bir gün size maç kazandırır, bir gün rakibin canına okur, bir gün çıkar iki gol atar, ama kalan on gün sizi hayattan bezdirir, her maça iki gol sıkıştıracağını düşünüp önüne gelen topla kaleye gitmeye çalışır, şut atar, vs... Bu kadar kritik bir rolü dünyada verebileceğiniz futbolcu kalmadı artık... Örneğin Gerrard bile bu yükü dağıtan bir takımda oynuyor, bütün muhteşem lider özelliklerine rağmen!

Beşiktaş'ın teknik direktörü ve eski teknik direktörü maalesef Tello konusunda kararsız kalmakta son derece kararlılar... Sezon başlarında aslan kesilen bu adam, "maden bulmuş defineci" yaklaşımındaki teknik direktörler yüzünden her gün daha bitik, her gün daha yorgun ve her gün daha bezgin görünüyor sahada... Üstelik, sezon başlarında az inisiyatif verilen ve olağanüstü oynayan bu adam, takımda ön plana çıkıp, liderlik yapmaya başladığında oluyor bunlar hep... Antalya maçında soldan kullandığı korner karşı tarafta kornere gidince üzülüp, kafasını öne eğen ve oraya zorla giden adamdan bahsediyoruz... Yok mudur koca Beşiktaş'ın ikinci bir kornercisi?

Koca Beşiktaş en çok korner attığı sezon olan 2008-2009 sezonunda iki korner golü bulmuş... Tello'nun başına gelenin özeti budur... Bu adamı sahanın içinde disiplinli olacağı bir pozisyona vermezseniz, isterse beş yüz korner atsın, hepsini ancak ön direğe kesecek mecali var Şili'linin... Ben çok sıkıldım Tello'yu önce sağ kanatta, ardından sol kanatta, sonra tekrar sağda sürekli kötü top kullanırken görmekten... Biri çıksın, kurtarsın bizi bu eziyetten...

8 Şubat 2009 Pazar

Ya tamam ya devam maçı...

Basının en sevdiği klişe başlıklardan biridir: "Ya Tamam Ya Devam Maçı"... O yüzden şu an Beşiktaş'ın durumunu anlatmakta kullanılabilecek en doğru yol bu meşhur klişeyi kullanmak...

Beşiktaş Mustafa Denizli'yle yedinci veya sekizinci defa "ya tamam ya devam maçı"na çıkıyor... Bu iş ligin bu kadar erken haftalarında karşınıza çıkıyorsa, büyük sıkıntınız var demektir... Mümkün mertebe spor sayfası okumaktan kaçındığımdan, gazetelerin saçmalıklarını spor sitelerinden gözüme çarptığı ölçüde takip ediyorum... Son bomba "2009'a süper başlayan Beşiktaş"tı... Kimleri yenmiş Beşiktaş bakalım;

- Yorgunluktan ayakta duramayan Werder Bremen
- Gaziantep BB
- Mucize bir Gaziantepsor galibiyeti
- Denizlispor
- Sezonun garibanı Antalyaspor
- Antalyaspor
- Antalyaspor

Sanırım bu maçların üçünü stadyumda takip edebildim... Sık sık yaptığım bir iştir, üst üste kaç pas yapabildiğimizi sayarım... Örneğin, ligdeki Antalyaspor maçında, benim yakalayabildiğim üst üste beş pas sadece bir defa söz konusu oldu... İşin komik tarafı, bu beş pasın aktörü sadece iki futbolcuydu... Yani şu an televizyonda izlediğim Tottenham Arsenal maçında üst üste yirmi pas yapıp atağa kalkan futbol takımlarının yanında, abartmıyorum, dört pas yapamayan bir takımdan bahsediyoruz... PES, FIFA oynarken bile bilirsiniz ki, iki üç kere pas yaparsanız sahaya yayılırsınız, daha geniş alan kullanabilirsiniz, en önemlisi rakibi üzerinize çeker ve pozisyon bulmaya başlarsınız... Bu takıma monte edilmeye çalışılan Ernst ve gariban Sivok orta sahada kaç kere kendilerini Gökhan Zan ve Zapo'ya gösterebildiler? Daha önemlisi, hala savunmanızda topu dan dun vuran Gökhan Zan'la oynarsanız, nasıl ileri adım atabilirsiniz?

Bu takımın reçetesi, Ertuğrul Sağlam'ın 2007 ve 2008 yıllarında Eylül sonuna kadar oynattığı futbolda gizli... Kendisine ihanet etmeseydi, şu anda şampiyonluk yarışındaki bir Beşiktaş'tan bahsediyor olacaktık... Sol bekte oynamak zorunda olan şımarık Tello, göbekte bu işi en iyi yapan Sivok Zapo olmadan Beşiktaş'ın oynadığına futbol demek imkansız... İki yıldır muhtemelen kaprislerine katlanamayarak Tello'yu ekonomik kullanamadığı bitik enerjisiyle serbest orta saha rolünde oynatmak futbol cinayetidir... Göbekte işleyen sistemden vazgeçip, Sivok'u orta sahaya kaydırmak ancak Zihni Sinir'e yakışacak bir harekettir... Üstelik artık elinde sadece Uğur değil, Ernst de varken... Sonra tabii ki savunmadan çıkamayan toplardan, olmayan akınlardan, "bloklar arası kopukluk"tan bahsederiz... Futbol düşünüldüğü kadar komplex bir oyun değildir...

12 Kasım 2008 Çarşamba

Golü Atanlar ve sevinenler

Yıllardır izlediğim Beşiktaş maçlarında en çok dikkat ettiğim noktalardan biridir gol attıldığında golü atan oyuncu dışındakilerin nasıl tepki verdiği. Golden sonra golü atan oyuncuya koşman yerine kendi olduğu yerde sevinen adamlar her zaman daha samimi gelmişlerdir bana. Son yıllardan aklımda kalan en önemli örnekleri 06/07 sezonu fortis türkiye kupası yarı final maçında Nobre'nin attığı golden sonra çocuk gibi sevinen İbrahim Toraman ve yine Kadıköyedeki efsanevi 3-4'lük maçta Koray'ın golünden sonra kendini ellerini havaya kaldırarak yere bırakan İbrahim Akın. Gerçi Aynı İbrahim Akın bir sene sonraki Denizlispor maçında Delgado'nun golünden sonra o golü kendisi atamadığı için derin bir üzüntü duymuştu. Pek çok Beşiktaş taraftarı için o gün bitmişti İbrahim Akın. Bu da ayrı bir yazının konusu.

Gelelim dün geceye. Trabzonspor maçında Bobo'nun attığı ilk golümüzden sonra Tello'nun sevinci bana kalırsa gerçekten görülmeye değerdi. Sanki golü kendi atmışcasına, büyük bir hırsla sergiledi sevincini. Futbolcunun gözlerinde, hareketlerinde o hırsı görmek daha da mutlu ediyor beni. Umarım takım olabilme bilinci herkese bu şekilde yerleşir.

31 Ekim 2008 Cuma

Çapkın delikanlı Tello...

Klişe 1: Tello eşinin Kanada'da bulunduğu son bir haftadır çapkınlık peşinde gezmekten futbol oynamaya vakit bulamıyor.

Klişeyle başladık ama yazacaklarımız gerçek... Cisse ve Sivok'la birlikte takıldıkları mekanda bir arkadaşımla ilgilenen Tello, Kayseri maçı için uçağa bindikleri ana kadar mesajlarıyla, telefonlarıyla kızcağızı kovalamaktan üşenmedi... Bilemem tabii, belki de hayatının aşkını bulduğunu düşünüyordur... Yine de evli barklı bir futbolcunun gece gündüz demeden çapkınlık peşinde koşması takdir edilesi bir davranış değil... İşin vahim tarafı, davet ettiği lokasyonların tamamı her nedense Otel Restoranları ve Otel Cafeleri... Niyet belli anlayacağınız...

Klişe 2: Fazla enerjini biraz daha sahaya versen, 50. dakikada dilin dışarda dolaşmazsın sahada!

Hep aklıma takılan bir sorudur, çapkın futbolcu hakikatten sahada mecalsiz kalır mı? Bu kadar basit bir denklem mi bu?