14 Ocak 2009 Çarşamba

Amatör Ruh...

Şairler Parkı'nda Rüştü'yle karşılaşan Marmara'nın hikayesini okudum...

Tok açın halinden anlamaz misali futbolcularımız... Değişen çok şey var ama en çok değişeni en öne koymak lazım...

Sen bir semtin sevdasını alıp, semtin uzaklarına dağlar tepeler aşıp, taşırsan; o ultra-modern mekanında yaşatırsan onları, ve bilmezlerse kim için, neden üzerlerine o renkleri giydiklerini, iş o noktada bitiverir işte... Profesyonel Ruh'lu seyirciye alışmış, senin geçtiğin süreci on yıl önce bitirmiş bir takıma senelerce kaptanlık yapmış adamı iki haftada bir iki saatliğine o tribünlerin bin tane koltuğunu eskitmiş Amatör Ruh'lu taraftarın karşısına koyarsan başına gelecek olan budur işte...

Oysa ne kadar güzeldi, 3-0'dan sonra kaybedilen turun, sabah uyanacak çocuğa söylenemeyeceklerin hesabını bizzat kaptana sorabilmek... Kaptanı mahçup edebilmek... Mahçup olmayanları yeşil sahaya doldurmaya devam edersen, betonarme nereye kadar dolacak peki?

Bir arkadaş yorumlara yazmış, "Semt takımı kavramı küçük düşünmektir" diye... Sanırım fikrimiz biraz yanlış anlaşılmış bu konuda... Benim bahsettiğim şey şu, bir kavramı ya da oluşumu özünden uzaklaştırdığınızda, farklılaştırdığınızda değersiz kılarsınız... Fenerbahçe hep büyük iddiaların takımı olmuş bugüne kadar... Gitmiş ligi altıncı bitirmiş, "Rivaldo'yu getiricem bu sefer" demiş, Avrupa'ya gidememiş ama "en büyük benim" iddiasında bulunmuş... Daha önemlisi, bu söylediklerine hep inanmış ve inandığı için de doğrunun bu olduğuna inanıyor... Fenerbahçe'nin bu yüzden altyapıdan yetiştirdiği futbolcularla, ucuza aldığı yabancıları yetiştirip Arsenal modeli bir takımla yürümesi düşünülemez zaten... Adam gidip Avrupa Şampiyonu takımın üç numaralı golcüsünü, Teknik Direktörünü alıyor getiriyor. Sen bu takıma Arsenal modelini getirirsen, bünye bunu reddeder ve ne olursa olsun yıldız futbolcu olsun aşığı taraftarını sevdalılarını kaybedersin...

Aynı durum Beşiktaş için de geçerli... Beşiktaş'ın kendine has, samimi ve sıcak havasıdır Beşiktaş'ı Beşiktaş yapan... Bunu rakip takım taraftarı bir kaç yıl öncesine kadar "Beşiktaş'ı ikinci takımım olarak görüyorum" şeklinde açıklardı... Sebebi basitti, iddialı olmayı sadece sahadaki takımına bırakan, kendi halinde yürümeye çalışan ve büyüklüğünü bu sayede edinen bir camiaydı Beşiktaş... Bunu son otuz yılın büyük çoğunluğunda damgasını vurmuş Seba ve onun ekolündeki yönetim, teknik heyet ve futbolcular ortaya çıkarmıştı... Ama daha önemlisi, çocukluğumun ve ilk gençliğimin Beşiktaş'ında, tıpkı yıllar önce Şeref Stadı'nda olduğu gibi, her idman sonrası yerli-yabancı futbolcularla göz göze duran, forma imzalatan, sohbet eden taraftarlar vardı... Düşünüyorum, hayatımın en güzel anlarından biri, Fulya'da Şifo Mehmet'e uzanıp, "Mehmet Abi, maç biletimi getirdim imzalar mısın?" dediğim 16 yaşımın baharındaki o gün değil miydi zaten... "Getir bakalım, naparız bu hafta?" dediğinde büyük kaptan, hissettiklerimi hangi çocuk bilecek yarın? Sanki Şifo doğuştan Beşiktaş aşığı mıydı biz gibi? Ya da bedavaya mı oynuyordu siyah beyazlarla? Elbette hayır... Önemli olan tek şey, bu formayı giyen adamlara otuz bin adamı betonun üstünde tepindiren hissiyatı yakından verebilmek... Yediyüz kilometre yolu 83 model otobüs sırtında götüren, karda kıyamette biriktirdiği, uğruna aç kaldığı paraları bilete yatırmasına sebep olan, anasına, karısına, kardeşine küslüğüne neden, Beşiktaş taraftarı olma hissiyatını onlara verebilmek... Göz göze, konuşarak, karşılıklı bir şeyler hissederek orada olmak... Tel örgülerin arkasından da olsa hesap verebilmek, yüzünün ifadesini akıllara kazımak...

Oysa bugün taraftarla futbolcu ya medya sütunlarındaki haberlerin yorumlarında, ya da İnönü'nün sabırsız sıralarında karşılaşıyor... İşin özeti, taraftar futbolcuya vereceği elektriği, hissiyatı, aidiyeti veremiyor... Denizli'nin yaptığı tek doğru tespit de bu değil mi zaten... "Futbolcular camianın şampiyonluğa olan inancını ve özlemini taşımıyorlar" diyor... Semtin takımını semtten uzaklaştırıp, dağın başında modern tesislerde çalıştırırsanız, onların üzerine giydirdiğiniz formadan daha fazla Beşiktaşlılık öğretemezsiniz... Hele ki onbir futbolcunuzun altısı yabancı, ikisi eski Fenerbahçeliyse...

Bu konu hakkında yazacak çok şey var, şimdilik burada bırakalım...

1 yorum:

SiyahBeyaz dedi ki...

"Hele ki onbir futbolcunuzun altısı yabancı, ikisi eski Fenerbahçeliyse..."

halimizin özeti.